Kayseri’de Bir Kış Akşamı ve İçimde Açılan Boşluk
İlgili Makale: KAV'nin açılımı nedir ?
O gün Kayseri’nin soğuğu farklıydı. Hani insanın sadece yüzünü değil, düşüncelerini de üşüten bir soğuk vardır ya… işte öyleydi. Erciyes’in tepesi bulutların içinde kaybolmuştu ve ben, eski bir otobüs durağında tek başıma oturmuş, defterimin sayfalarını karıştırıyordum.
Cebimde yarım kalmış bir mesaj vardı. Göndermemiştim. Belki de göndermemek daha doğruydu. Ama içimdeki ağırlık, sanki o mesajın yazılmamasından değil de yazılıp silinmesinden kaynaklanıyordu.
O an kendime şu soruyu sordum: “Kavram nedir?”
Garip bir soruydu. Birdenbire zihnime düşmüştü. Sanki soğuk havanın içinden süzülüp gelmişti. Kavram… sadece bir kelime mi, yoksa insanın içine saplanan bir anlam mıydı?
O gün bunu bilmiyordum. Ama hissettiğim tek şey, bazı şeylerin sadece yaşanmadığı, aynı zamanda insanın içinde tanımlanmaya çalışıldığıydı.
Bir Mesaj, Bir Sessizlik ve İçimdeki Çatlak
Bir hafta önceydi. Esra’dan gelen son mesaj hâlâ telefonumda duruyordu. “Biraz zamana ihtiyacım var,” demişti.
Bu cümle basit görünüyordu ama benim için bir çöküşün başlangıcıydı. Çünkü bazı cümleler vardır, kısa olurlar ama insanın içini uzun uzun dağıtırlar.
O günden sonra her şey değişmişti. Sabahları daha geç uyanıyordum, çayı daha fazla demliyordum ve aynaya daha az bakıyordum. Sanki kendime bakarsam içimdeki eksikliği daha net görecektim.
İşte o gün otobüs durağında otururken, aklıma yine aynı soru geldi:
“Kavram nedir?”
Bir ilişki bir kavram mıdır? Yoksa bir kavramı yaşadığımızı mı sanırız?
Esra benim için bir insan mıydı, yoksa zihnimde oluşturduğum bir anlamın adı mıydı?
Bunu düşündükçe içim sıkışıyordu.
Kavramların İçinde Kaybolmak
Defterimi açtım. Soğuktan parmaklarım uyuşmuştu ama yazmak istiyordum. Çünkü yazmadığım her duygu, içimde büyüyüp taşacakmış gibi hissediyordum.
Şöyle yazdım:
“Bazı şeyleri insanlar yaşar, bazı şeyleri ise sadece tanımlar. Ben hangisinin içindeyim bilmiyorum.”
Sonra durdum. Kalem elimde ağırlaştı.
Kavram nedir?
Bir kelime mi sadece? Yoksa insanın yaşadığı acıyı, mutluluğu, bekleyişi bir kutuya koyma çabası mı?
Benim için o an “beklemek” bir kavram değildi artık. Otobüs durağında, ellerim cebimde, gözlerim yerde beklerken hissettiğim şeyin adı yoktu. Ama bir anlamı vardı. Ve bu anlam, hiçbir sözlüğe sığmıyordu.
İnsanlar her şeye bir isim veriyordu. Ama bazı duygular isim verildikçe küçülüyordu sanki. İsmi konunca hafifliyordu. Oysa ben hafiflemek istemiyordum. Çünkü hissettiğim şey gerçekti.
Soğuk, Sessizlik ve İç Sesim
Durağın yanından geçen her otobüs, sanki başka bir hayatı taşıyordu. İçinde gülen insanlar, eve dönenler, bir yere yetişenler…
Ben ise yerimdeydim.
Ve iç sesim hiç susmuyordu.
“Sen neyi bekliyorsun?” diyordu bana.
Cevap veremiyordum. Çünkü gerçekten bilmiyordum. Esra’yı mı bekliyordum, yoksa onun bende bıraktığı boşluğun kapanmasını mı?
Belki de hiçbirini.
Belki sadece bir şeylerin anlam kazanmasını bekliyordum.
İşte tam o anda “kavram nedir” sorusu daha da büyüdü içimde. Sanki zihnimde bir kapı açılmıştı ve oradan içeri kontrolsüz düşünceler giriyordu.
Esra ile İlk Gün: Bir Anının İçinde Gizlenen Anlam
Bugün sizlerle “Kavram nedir” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız.
Esra’yı ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. Üniversitenin kütüphanesinde, pencere kenarında oturuyordu. Güneş yüzüne vuruyordu ve o an sanki zaman biraz yavaşlamıştı.
Ona ilk “merhaba” dediğimde, içimde garip bir hafiflik olmuştu. O hafifliği o zaman açıklayamamıştım. Şimdi düşünüyorum da, belki de o hafifliğin adı heyecandı.
Ama o zaman bunu bir kavram olarak düşünmedim. Sadece hissettim.
İnsan bazen en büyük yanılgıyı burada yaşıyor. Hissettiğini tanımlamak zorunda olduğunu sanıyor. Oysa bazı şeyler sadece yaşanmalı.
Esra ile konuşmalarımız büyüdü, gülüşmelerimiz çoğaldı. Sonra bir gün, onun varlığı benim için bir “alışkanlık” olmaktan çıkıp bir “ihtiyaç” haline geldi.
Ve ben o zaman fark etmeden bir kavramın içine düşmüştüm.
Kavramın İçine Düşmek
Şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum. “Sevmek” bir kavrammış. Ama ben onu bir kelime olarak değil, bir insan olarak yaşamışım.
Esra’yı düşündükçe içimde bir şeyler sıkışıyor. Çünkü o artık bir insan olmanın ötesinde, zihnimde yer etmiş bir anlam.
Ve anlamlar, insanlar gibi gitmiyor. Onlar kalıyor.
Bazen gece yarısı uyanıyorum. Telefonuma bakıyorum. Yazmadığım mesajlar birikmiş gibi hissediyorum. Ama aslında hiçbir şey birikmemiş oluyor. Sadece içimdeki eksiklik büyümüş oluyor.
O an kendime tekrar soruyorum:
“Kavram nedir?”
Belki de bir insan gittiğinde geride kalan şeydir.
Kayseri Geceleri ve Düşüncelerim
Kayseri geceleri sessizdir. Özellikle kışın, sokaklar erken boşalır. İnsanlar evlerine çekilir, ışıklar yanar ve şehir bir süre nefesini tutar.
Ben o sessizliği seviyorum. Çünkü o sessizlikte düşüncelerim daha net duyuluyor.
Ama aynı zamanda o sessizlik beni daha da yalnız bırakıyor.
Bir gece, yine yürüyordum. Ellerim cebimde, kulaklarımda eski bir şarkı. Kar taneleri yere düşüyordu. Her biri sanki ayrı bir düşünceydi.
O an fark ettim ki, bazı kavramlar sadece kitaplarda değil, sokaklarda da var.
“Yalnızlık” mesela…
Bir kelime gibi duruyor ama aslında bir şehir gibi geniş.
Yalnızlık Bir Kavram mı, Yoksa Bir Yer mi?
Yalnızlık üzerine çok düşündüm.
Eğer yalnızlık bir kavramsa, neden bu kadar gerçek hissediliyor?
Eğer sadece bir tanımsa, neden göğsümde bu kadar ağır?
Belki de kavramlar, insanların acıyı kontrol edebilmek için yarattığı şeylerdir.
Bir şeyi isimlendirince onunla baş edebileceğini sanırsın.
Ama ben baş edemiyorum.
Ben sadece hissediyorum.
Esra gittikten sonra, yalnızlık benim için bir tanım olmaktan çıktı. Bir mekâna dönüştü. İçinde yaşadığım bir yer oldu.
Defterimdeki Cümleler
Defterime yazdığım cümleleri bazen okuyorum.
“Bugün yine onu düşündüm.”
“Bugün hiçbir şey hissetmedim gibi yaptım.”
“Bugün biraz daha eksildim.”
Bu cümleler bir hikâye anlatmıyor aslında. Bir çözülüşü anlatıyor.
Ama yine de yazıyorum. Çünkü yazmadığım her şey içimde daha ağır hale geliyor.
Ve her yazdığımda aynı soruya dönüyorum:
“Kavram nedir?”
Bir Gün Anladığımı Sandığım An
Geçen hafta bir kafede oturuyordum. Dışarıda yağmur yağıyordu. İnsanlar aceleyle yürüyordu. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu.
Ben ise sadece izliyordum.
Bir çocuk annesinin elini tuttuğunda, yüzünde kısa bir huzur ifadesi vardı. O an içimde bir şey kırıldı.
Çünkü o küçük sahnede, “bağlılık” denen şeyin ne olduğunu hissettim.
Bir kavram değildi o. Bir histi.
Ama aynı zamanda bir tanıma dönüşüyordu zihnimde.
İşte o anda fark ettim: İnsanlar kavramları icat etmiyor, onları yaşıyor.
Esra’ya Söylenmeyenler
Esra’ya söyleyemediğim çok şey var.
“Gitme” diyemedim mesela.
Ya da “kal” demek bile çok ağır geldi.
Bazen bazı kelimeler insanın boğazında düğümlenir. Söylenmez, sadece yaşanır.
Şimdi düşünüyorum da, belki de bizim hikâyemiz hiç başlamadı. Sadece benim zihnimde başladı ve orada bitti.
O yüzden “kavram nedir” sorusu benim için artık daha farklı.
Belki de kavram, gerçekleşmeyen şeylerin zihinde bıraktığı izdir.
Son Düşünceler
İlginizi Çekebilecek İçerik: Katılma talebi ne işe yarar ?
Şimdi bu satırları yazarken Kayseri’nin gecesi yine sessiz. Pencerenin dışında rüzgâr var. İçimde ise hâlâ bitmemiş cümleler.
Esra artık hayatımda değil ama bıraktığı şey hâlâ burada.
Ve ben hâlâ anlamaya çalışıyorum.
Kavram nedir?
Belki bir kelime.
Belki bir insanın içinde büyüyen sessiz bir dünya.
Belki de hiçbir zaman tam olarak açıklanamayan bir his.
Ama kesin olan bir şey var:
Bazı kavramlar insanın içinde yaşar, dışarıya çıkmaz.
“Kavram nedir” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Gaziantepkombi olarak daha fazlası için buradayız!