Bilinçsiz Davranmak Ne Demek? Pedagojik Bir Bakış
Hepimiz, bazen bir odada yürürken, ne zaman girdiğimizi veya hangi yoldan geçtiğimizi hatırlamayız. Ya da bir arkadaşımızla sohbet ederken, konuştuklarımızın çoğunun farkında olmadan dilimize geldiğini fark ederiz. Bu tür örnekler, genellikle “bilinçsiz davranmak” olarak tanımlanır. Peki, bu yalnızca günlük hayattaki basit alışkanlıklarımızla mı sınırlıdır? Öğrenme süreçlerinde de benzer bilinçsiz davranışlar söz konusu olabilir mi? Bu yazıda, bilinçsiz davranmak kavramını pedagojik bir bakış açısıyla inceleyecek, öğrenme süreçlerindeki bilinçli ve bilinçsiz faktörlerin nasıl birbirini dönüştürebileceğini keşfedeceğiz.
Bilinçsiz Davranmak ve Öğrenme: Ne Anlama Geliyor?
Bilinçsiz davranmak, bir kişinin farkında olmadan veya bilinçli bir düşünce sürecinden geçirmeden yaptığı eylemlerdir. Bu, zamanla otomatikleşen davranışlar olabilir. Örneğin, bir öğrencinin ders sırasında sorulara verdiği cevaplar, sadece ezberden okuduğu bilgilerden ya da başkalarının önerilerinden çıkmış olabilir; ancak bu cevapları verirken neyi doğru bildiğini veya neyi eksik bıraktığını fark etmeyebilir.
Öğrenme teorileri, bu tür bilinçsiz öğrenme süreçlerini anlamada önemli bir rol oynar. Bilinçli öğrenme genellikle öğrencinin aktif katılımını ve düşünme süreçlerini içerirken, bilinçsiz öğrenme çoğu zaman daha pasif ve dışsal etkenlerin etkisi altında gelişir. Bazen bir öğrenci, sadece gözlem yaparak veya tekrar ederek yeni bir beceri kazanabilir. Burada devreye giren faktör, öğrencinin öğrenme stilidir.
Öğrenme Stilleri ve Bilinçsiz Davranışlar
Her birey farklı bir şekilde öğrenir. Öğrenme stilleri, bireylerin öğrenme süreçlerine nasıl yaklaştıklarıyla ilgili bir dizi tercih ve stratejiyi ifade eder. Bazı öğrenciler görsel öğrenicidir ve görsel materyallerle daha iyi öğrenirler. Diğerleri ise işitsel öğrenicidir ve daha çok duyarak öğrenirler. Ancak öğrenme stilleri, bir öğrencinin bilinçli düşünme sürecinin yanında, bazen bilinçsizce geliştirilen ve tekrar edilen alışkanlıklarla da şekillenir.
Örneğin, görsel öğreniciler, görselleri analiz ederken çoğu zaman bilinçsiz bir şekilde, yeni bir konsepti, renkleri ve şekilleri ilişkilendirerek öğrenirler. Bu tür otomatik öğrenme süreçleri, başlangıçta bilincin dışında olsa da, tekrarlandıkça daha derinleşir ve beceriye dönüşür. Ancak bu tür öğrenmelerin tek başına yeterli olmayabileceği bir gerçek vardır: Eleştirel düşünme. Görsel öğrenme bile, öğrenci konuyu anlamadan ezberlemeye dayalı bir öğrenmeye dönüşebilir.
Öğrenme Teorileri ve Bilinçli ve Bilinçsiz Öğrenme
Öğrenme teorileri, insanın nasıl öğrendiğini anlamamıza yardımcı olur. Farklı teoriler, öğrenme süreçlerini açıklamak için farklı yaklaşımlar benimser. Bu teoriler, öğretmenlerin ve eğitimcilerin pedagojik yaklaşımlarını şekillendirirken, aynı zamanda öğrencilerin bilinçli ve bilinçsiz öğrenme süreçlerini de etkiler.
Davranışçılık ve Bilinçsiz Öğrenme
Davranışçılık, öğrenmeyi dışsal bir etkiye tepki olarak tanımlar. B.F. Skinner ve Ivan Pavlov gibi psikologlar, öğrenmeyi ödüller ve cezalar üzerinden açıklamışlardır. Bu teoride, öğrenci genellikle dışsal motivasyonla hareket eder ve öğrenme büyük ölçüde bilinçsiz bir biçimde gerçekleşir. Bir öğrenci, örneğin öğretmeninden sürekli olumlu geri bildirim alarak, doğru davranışları otomatikleştirebilir.
Bu tür bir öğrenme, belirli bir davranışı tekrarlayarak yerleşmiş alışkanlıklara dönüşebilir. Ancak, öğrencinin bu öğrenme sürecinde neyi bilip bilmediği ve hangi bilgilere dayandığı konusunda bir farkındalığı olmayabilir. Eğitimde bu tür bilinçsiz davranmalar, öğrencilerin eleştirel düşünme ve derinlemesine anlama becerilerini geliştirmelerini engelleyebilir.
Kognitif Öğrenme Teorileri
Jean Piaget ve Lev Vygotsky gibi psikologlar, öğrenmeyi yalnızca dışsal uyarıcılara tepki olarak değil, daha çok öğrencinin içsel süreçlerine dayandırmışlardır. Kognitif öğrenme teorileri, öğrencilerin bilgiyi nasıl işlediği ve anlamlandırdığı üzerine yoğunlaşır. Bu teorilerde, öğrenciler bilinçli bir şekilde düşünerek ve bilgi üzerinde yoğunlaşarak öğrenirler.
Bilinçli öğrenme, öğrencinin anlamlı bağlantılar kurarak bilgiyi entegre etmesine yardımcı olabilir. Ancak, sosyal öğrenme teorisi çerçevesinde, öğrenciler gözlem yoluyla bilinçsizce de pek çok bilgi öğrenebilirler. Vygotsky’nin yakınsal gelişim alanı (ZPD) teorisi, öğrencinin bir konu hakkında bilmediği şeyleri öğrenmeye en uygun olduğu alanı tanımlar ve burada öğretmen, öğrenciye rehberlik ederek, bilgiyi bilinçli bir şekilde sunar.
Teknolojinin Eğitime Etkisi ve Bilinçsiz Öğrenme
Günümüzün dijital çağında, teknolojinin eğitimdeki rolü giderek artmaktadır. Teknoloji, öğrencilerin öğrenme süreçlerini daha bilinçli hale getirebilirken, aynı zamanda bilinçsiz öğrenme süreçlerini de hızlandırabilir. Dijital platformlar, öğrencilerin bir konu hakkında daha fazla bilgi edinmelerine ve daha derinlemesine düşünmelerine olanak tanır.
Eğitim teknolojileri (Örneğin, çevrimiçi öğrenme platformları, mobil uygulamalar ve sanal sınıflar), öğrencilere kendi hızlarında öğrenme fırsatı verir. Bu, öğrencilerin bilinçli öğrenmelerine katkı sağlarken, aynı zamanda sürekli tekrar ve alıştırma ile bilinçsiz öğrenme süreçlerini pekiştirebilir. Öğrenciler, otomatikleşmiş oyunlar ve simülasyonlarla, istedikleri konu hakkında farkında olmadan beceriler geliştirebilirler.
Pedagojinin Toplumsal Boyutları
Pedagojik yaklaşımlar, sadece bireylerin öğrenme süreçlerini değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı da etkiler. Öğrenciler bir toplumun yansıması olarak öğrenirler; kültürel değerler, toplumsal normlar ve ekonomik durumlar, eğitimdeki başarılarını ve öğrenme stillerini şekillendirir. Bu bağlamda, öğrenme tarzları yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir, aynı zamanda toplumsal yapılar ve sosyal ilişkilerle de bağlantılıdır.
Eğitimde öne çıkan bir diğer toplumsal etken ise, öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerinin geliştirilmesidir. Bilinçsiz öğrenme, öğrencilerin eleştirel düşünme yeteneklerini köreltebilir. Ancak pedagojik yaklaşımlar, öğrencilerin farkındalıklarını artırarak, bilinçli düşünmeye yönlendirebilir.
Sonuç: Öğrenme Sürecinde Bilinçli ve Bilinçsiz Davranışları Dengelemek
Bilinçsiz davranmak, hem bireysel hem de pedagojik açıdan derin bir anlam taşır. Öğrenme süreci, yalnızca bilinçli ve aktif katılım gerektiren bir süreç değil, aynı zamanda öğrencilerin çevrelerinden ve gözlemlerinden etkilenen, zamanla otomatize olan bir deneyimdir. Ancak, eğitimin temel hedefi, öğrencilere yalnızca ezberci bir öğrenme yöntemi sunmak değil, aynı zamanda eleştirel düşünme ve farkındalık oluşturmaktır.
Öğrenme stilleri ve pedagojik yaklaşımlar, bu süreci şekillendirirken, teknolojinin sunduğu olanaklar da öğrencilerin bilinçli ve bilinçsiz öğrenme süreçlerini dengelemelerine yardımcı olabilir. Geleceğin eğitim dünyasında, her bireyin öğrenme deneyimlerini sorgulaması ve bilinçli bir şekilde öğrenme yolculuğuna çıkması, eğitimdeki en önemli hedeflerden biri olmalıdır.